ATATÜRK'ÜN ÖLÜM NEDENİ ALKOL MUYDU?


Atatürk'ün ölümüyle ilgili yayımlanan resmi bildiride, Atatürk'ün Hepatite sclero-congestive ethylique hastalığı nedeniyle öldüğü belirtilmiştir. Bu hastalığı Türkçe olarak ifade edersek, ''Alkolun neden olduğu karaciğer sirozu'' . Bu tanı Paris'ten getirilen Prof. Dr. N. Fissinger ile Prof. Dr. Neşet Ömer İrdelp tarafından müştereken konulmuştur.

 

3 Ağustos 1938 tarihinde ise Dr. Bergamann , Dr. Epinger , Dr. Neşet Ömer İrdelp , Dr. Nihat Reşat , Dr. M. Kemal Öke , Dr. Mehmet Kamil , Dr. Süreyya Hidayet , Dr. Abravaya ve Dr. Akil Muhtar 'ın bulundukları bir kurul tarafından muayene edilerek: Atatürk'te asit yapmış, subikter meydana getirmiş bir siroz halinin bulunduğu, bunun nedeninin alkol olabileceği gibi evvelce iki defa geçirdiği malaryanın etkisinin ve payının olmadığının söylenemeyeceği, karaciğer toplardamarında iltihap olmasının da imkân dahilinde bulunduğu, hastada ateşin yükseldiği ve karaciğerinin kosta kenarlarını geçtiği ve dalağın büyük olduğu, ateşin yüksekliğinin aynı hastalığın varlığı ile izah edilebileceği belirtilerek aşağıdaki tedavinin uygulanması kararlaştırılmıştır.

 

Bunlar bir bilimsel saptamadır. Atatürk de kendisini tedavi eden doktorların alkol üstünde durduklarını görünce onları uyarmak için şöyle demiştir: ''Ben alkolü çok eskiden beri kullanıyorum. Bir şey olmadı, şimdiki hastalığımda başka bir sebep aramanız lazımdır.''

 

(Cumhuriyet, 2003)

 


Atatürk düşmanları, Atatürk'ün ölümünü alkole bağlarlar, içki içtiği için siroz hastalığına tutulduğunu ve içkiden öldüğünü işlerler. Amaçları; İslam dinine göre içilmemesi gereken alkollü içkiyi Atatürk'ün içtiğini,  dolayısıyla iyi insan olmadığına ve sonucunda da bunun karşılığını ölümle bulunduğuna inandırmak, böylece Atatürk düşmanlığı yaratabilmektir.


Dinden geçinenler Atatürk düşmanlığı yaratmak için, O'nun ölümünü bu şekilde işlerlerken, diğer yurttaşlar da bilgi eksikliğinden ve bu konunun yeterince işlenmemesinden dolayı, genelde bu şekilde; Atatürk alkolden ölmüştür şeklinde; bilirler. Bu nedenle, konunun ayrıntılı ele alınması ihtiyacı vardır.

Atatürk'ün ölüm sebebi, otopsi yapılmasına gerek olmadığına yönelik düzenlenen raporda şöyle belirtilir:

"... Atatürk'ün vefatına sebep olan müzmin karaciğer hastalığı 'cirrhose ascitogene' tabii seyrinde devam ederek karaciğer büyük kifayetsizliğine bağlı derin koma ile husule geldiği ittifakla tesbit edilmiş(tir)..."(karın içinde sıvı, asit toplanması)


Ölüm raporunda ise hastalığın teşhisi şöyledir:

"... hastalığın bir 'hepatite sclerocongestive ethylique' olduğu tesbit edilmiştir..."(alkolle ilişkili karaciğer iltihabı)

Birinci raporda ölümün "cirrhose ascitogene" (karın içinde sıvı, asit toplanması)'ndan meydana geldiği; ikinci raporda da hastalığın "hepatite sclerocongestive ethylique" (alkolle ilişkili karaciğer iltihabı) olduğu belirtilmektedir. İkinci raporda siroz hastalığı alkolle ilişkilendirilmektedir. Ölüm raporunda böyle denilince, ölümün alkolle ilişkilendirilmesi yaygın kanı haline gelmiştir. Oysa bugün, tıbbın ulaştığı düzey içinde, konunun uzmanları, biobsi yapılmadan, bazı tıbbi tahliller yapılmadan böyle bir kanıya varılamayacağı görüşündedirler. Ayrıca siroz, alkolden de olmuş olabilir, sirozu meydana getiren diğer nedenlerle de olmuş olabilir; bugün bu konuda kesin bir yargıya varmak mümkün değildir; bir karar spekülasyon olur; kanısındadırlar.

Atatürk'e biopsi yapılmamış, otopsi de yapılmamıştır. Sirozun nedenini belirlemek için bugün gerekli görülen tahliller o günlerde bilinmemektedir.


O halde sirozu alkole bağlama, tamamen, siroz konusundaki genel bilgiden ve Atatürk'ün alkol almasından yola çıkılarak yapılan varsayımdan kaynaklanmaktadır. Yani tıbbi bir sonuç değildir, sadece gerekli tıbbi tahliller yapılmadan varılan bir sanıdır.


Bunun bir sanı olduğunu, karar olmadığını, bu konuda ölümünden önce de değişik görüşlerin ortaya çıkmış olduğunu, 3 Ağustos 1938 tarihli bir konsültasyon raporunda görüyoruz. Raporun konuyla ilgili maddeleri:


1. Atatürk'te bir siroz vardır. Asit yapmış, biraz süb-ikter (gözde sarılık) meydana getirmiştir.
2. Bunun esaslı nedeni alkoldür.
3. Evvelden Atatürk'ün çektiği malaryanın (sıtma, ki Atatürk 2 kez sıtma geçirir) bir tesiri olmadığını katiyetle (kesinlikle) söylemek mümkün değildir...


6... Eppinger'in (yabancı doktor), hepatit sirozu cay-ı sualdir (tartışmaya değerdir)"

Görüldüğü gibi sadece bir raporda sirozun nedeni üzerine 3 ayrı görüş var. Birinci görüş alkolden, ikinci görüş sıtmadan, üçüncü görüş hepatit virüslerinden.

 

Atatürk'ün hastalığını konu alan kaynakların incelenmesinden, Türk doktorlarının sirozu alkole bağladıkları, yabancı doktorların ise konuya farklı yaklaştıkları görülmektedir. Yabancı doktorların iki ayrı yaklaşımını 3 Ağustos 1938 tarihli konsültasyon raporunda gördük. Şimdi bir başkasını verelim.


Atatürk'ün muayene ve tedavisi için dört kez getirilen Fransız Prof. Dr. Fissenger ise şöyle diyor:


"Bu hastalığın sırf içkiden geldiği yolundaki düşünce doğru değildir. Benim, Fas, Tunus ve Cezayir'den gelen birçok müslüman hastalarım var ki, ömürlerinde ağızlarına herhangi ispirtolu bir içki koymamışlardır Dolayısıyla hastalığın daha başka ve önemli sebepleri olduğunu kabul etmek lazımdır. Bence bunlar arasında özellikle dengesiz beslenme tarzı ve devamlı kabızlık gibi sebepler başlı başına yer tutmaktadırlar"


Bu açıklamadan sonra daha önce üç olan siroz nedeni aynı hasta için 4'e çıkıyor; alkol, sıtma, hepatit virüslerinin yanına bir de dengesiz beslenme ekleniyor.


Hastalık nedeni bunlardan hangisi veya hangileridir? Bu konuda zamanında bir tıbbi inceleme yapılmadığı için bugün söylenecek her şey havada kalacaktır. Tıbbi bir dayanağı olmayacaktır. Bu nedenle ölüm raporunda,sirozun alkolle ilişkilendirilmesini bir varsayım olarak görmüştük.


Klinik tanı alanındaki bu belirsizlikler nedeniyle Atatürk gibi bir kişiye, ölümünden sonra otopsi yapılarak kesin bir teşhis konmaması, bugün bir eksiklik olarak karşımıza çıkmaktadır.
Günümüzdeki tıp, karaciğer sirozunun pek çok nedeninin yanında başlıca sebebinin dengesiz beslenme olduğunu ve alkollü içkilerin, o da bazı hastalarda, sadece hastalığı hızlandırdığını ortaya koymuştur.


Bu bilgiler doğrultusunda konuyu irdeleyelim. Atatürk'ün siroz hastalığına sebep olarak gösterilen dört ayrı nedenin dördü de Atatürk'te vardır.


Sıtma: İki kez sıtmaya tutulur. Biri çocukluğunda, biri Mayıs 1919'da Samsun'da.
Hepatit virüsleri: Daha çok diş tedavisi sırasında kapıldığı bilinir. Atatürk; birçok diş tedavisi yaptırmış, diş çektirmiş, üç altın diş taktırmış ve sonunda üst damak protezi yaptırmış, bir kişidir. Bunların birisinde hepatit virüsü kapma olasılığı, o günkü koşulları düşündüğümüzde çok yüksektir.


Dengesiz beslenme: Atatürk, askeri yaşamında özellikle 12 yıllık savaş ortamındaki yaşamında bulduğunu yemiş ve buldukça yemiştir. Cumhurbaşkanlığı döneminde de disiplinli yemek düzeni yoktur. Sabah kahvaltısı yapmaz, yalnız bir kahve ile sigara içer. Öğleyin çoğu kez yemek yerine sadece bir dilim ekmekle ayran veya limonata içer. Akşam yemeğini düzenli yer. Ancak dengeli beslenmiş olduğunu söylemek zordur.


Alkollü içki: İçki içer. Gündüz içmez, akşam sofralarında küçük rakının (35 cl.) yarısını içer, sürekli içici değildir, ciddi konuların görüşüleceği sofralarda ve önemli devlet işlerinin yürütüldüğü günlerde içmez.


Bu durumda siroz nedeni bunlardan hangisidir? Sıtma mı, hepatit virüsleri mi, dengesiz beslenme mi, alkol mü? Yoksa dördü de birden mi? Bugün için sirozun gerçek nedenine ulaşmak pek mümkün görülmüyor.


Dolayısıyla Atatürk'ün ölümü alkolden olmuştur demek doğru değildir, gerçekçi değildir. Atatürk'ün ölümü sirozdandır ama siroz nedeni alkol değildir. Nedenini bir tıp adamının görüşü ile açıklamayalım.


Prof. Dr. Utkan Kocatürk'ün Görüşü:


Prof. Dr. Kocatürk, Kaynakçalı Atatürk Günlüğü'nün son baskısında, konumuzla ilgili bilinmeyen bir raporu ortaya çıkarır ve orijinalini de verir. Rapor 08 Eylül 1938 tarihli; Dr. Nihat Reşat Belger, Prof. Dr. Neşet Ömer İrdelp ve Prof. Dr. Fiessinger tarafından düzenlenmiştir.


Prof. Dr. Kocatürk, raporda iki cümleye dikkat çeker ve bir tıp adamı olarak bunların yorumunu yapar.


Raporda ön plana çıkarılan cümleler:

"... Bu vakada 'Laennec' tipinde bir skleröz hepatit söz konusu olamaz. Fakat söz konusu olan 'Hanot ve Gilbert' tipinde bir hipertrofi şeklidir."


"Prof. Dr. Fiessinger söz konusu rapora ayrıca şu notu koymuştur:


'Teşhis, Mart ayında formüle edilen teşhistir: Hepatite Sclereuse hypertrophique, type Hanot et Gilbert'."

Prof. Dr. Kocatürk'ün yorumu:

"Bugüne kadar bilinmeyen bu rapor, Atatürk'e 07 Eylül 1938'de yapılan karın ponksiyonundan (su alınması) bir gün sonraki muayene bulgularına dayanılarak düzenlenmişti. Karaciğerin küçülmeyip, yine Mart ayındaki muayenede belirlenen büyüklüğü koruması ve üzerinin pürtüksüz oluşu, Prof. Dr. Neşet Ömer (İrdelp) ile Dr. Nihat Reşat Belger'i de alkole bağlı atrofik siroz tanısından bir ölçüde uzaklaştırıp Prof. Dr. Fiessinger'in ileri sürdüğü hipertrofik siroz tanısını kabule yönelttiği anlaşılıyor. Tıp dilinde 'Laennec tipi skleröz hepatit' alkole bağlı siroz demektir; 'Hanot ve Gilbert tipi skleröz hipertrofik hepatit' ise safra yollarındaki kronik tıkanma sonucu gelişen siroz (biliyer siroz) anlamını taşır.
Prof. Dr. Fiessinger, söz konusu rapora özel olarak kaydettiği notta 'Teşhis, Mart ayında formüle edilen teşhistir: Hanot ve Gilbert tipi skleröz hipertrofik hepatit' ifadesine yer verdiğine göre, Mart ayındaki ilk teşhisinde de Atatürk'teki siroz şeklinin alkole bağlı olmadığını düşündüğünü göstermektedir.


Prof. Dr. Fiessinger'in gerek Mart ayındaki muayenesinde, gerekse 08 Eylül 1938 tarihli raporda yer alan bu tanısına rağmen, sürekli ve danışman hekimler tarafından 10 Kasım 1938 tarihinde düzenlenen 'Atatürk'ün Ölüm Raporu'nda, mevcut sirozun alkole bağlı bulunduğunu ve Prof. Dr. Fiessinger'in de bu görüşte olduğunu(!) belirtmek üzere '... Mart başlarında Paris'ten çağrılan Prof. Dr. Fiessinger ile Prof. Dr. Neşet Ömer İrdelp arasında Ankara'da bir tıbbi danışma daha yapılarak büyük bir karaciğer ve büyükçe bir dalak bir kere daha müşahade edilmiş ve aynı teşhis konularak, hastalığın bir 'hepatite sclerocongestive ethylique' olduğu cümlesine yer verilmiştir."


Prof. Dr. Kocatürk bu yorumunda, Türk hekimlerince düzenlenen 10 Kasım 1938 tarihli "Ölüm Raporu"nda, sirozun alkole bağlı olduğu tanısına Prof. Dr. Fiessinger'in de ortak edilmesini nazik şekilde haklı olarak eleştiriyor. Ortaya koyduğu rapor ve yaptığı yorum ile sirozun alkole dayalı olmadığını açıklığa kavuşturuyor.


Kendileri ile yaptığım görüşmede edindiğim bir bilgi ile konuyu sonuçlandıralım. "Alkole bağlı sirozda karaciğer küçülür, diğer nedenlere bağlı sirozda karaciğer büyür ve büyüklüğünü korur." Atatürk'ün ilk muayene raporlarında ciğerin büyüdüğü, son raporlarda, 08 Eylül tarihli raporda olduğu gibi, ciğerin büyüklüğünü sürdürdüğü, küçülmediği belirtilmektedir.


Dolayısıyla Atatürk'ün sirozu, alkole bağlı bir siroz değildir. Çünkü karaciğeri büyümüştür. Ölümü sirozdandır ama sirozu alkolden değildir. Ölümü alkolden olmamıştır.

Bu bölüme kadar Atatürk'ün ölümü üzerine konuştuk, neden öldü, neydi hastalığı, detaylarıyla verdik. Peki Atatürk ya öldürülmek istendiyse... Kesinleşen tek şey Atatürkün alkolden ölmediğidir!



Kalıcı Bağlantı Yorum (7) Yorum yaz!

Yorum yaz! :: Arkadaşına Gönder!

7 yorum yazılmıştır
  1. Yazan: isimsiz | Tarih: 2009-09-24 15:33:01
    Konu: şerefsiz can dündar
    böyle aptal insanların yorum yapmalarına neden olduğun için,kendi menfaatlerini düşünerek yarısından fazlası cahil olan halkımızı yanlış yerlere yönlendirdiğin içi, SEN BİR VATAN HAİNİSİN CAN DÜNDAR

    Bağlantı »

  2. Yazan: isimsiz | Tarih: 2009-09-24 15:31:55
    Konu: şerefsiz can dündar
    böyle aptal insanların yorum yapmalarına neden olduğun için,kendi menfaatlerini düşünerek yarısından fazlası cahil olan halkımızı yanlış yerlere yönlendirdiğin içi, SEN BİR VATAN HAİNİSİN CAN DÜNDAR

    Bağlantı »

  3. Yazan: isimsiz | Tarih: 2009-09-24 15:30:37
    Konu: şerefsiz can dündar
    böyle aptal insanların yorum yapmalarına neden olduğun için,kendi menfaatlerini düşünerek yarısından fazlası cahil olan halkımızı yanlış yerlere yönlendirdiğin içi, SEN BİR VATAN HAİNİSİN CAN DÜNDAR

    Bağlantı »

  4. Yazan: isimsiz | Tarih: 2009-09-24 15:26:40
    Konu: şerefsiz can dündar
    böyle aptal insanların yorum yapmasına neden olduğun için, kendi menfaatlerini düşünerek yarısından fazlası cahil olan halkımızı yanlış yerlere yönlerdiğin için, sen bir vatan hainisin can dündar

    Bağlantı »

  5. Yazan: isimsiz | Tarih: 2009-09-19 04:14:37
    Konu: KARA CEHALET DERLER BUNA OLSA OLSA
    Yok günde 8 paket sigara içermiş de, yok 1 litre alköl tiketirmiş de, yok tipsizmiş kelmiş yok dağın arkasından kadınlara mektup yazar hayal kurarmış. Kimden öğreniyorsunuz bunları. Atatürk'ün a sını bilmeyen onu hayatını, kişiliğini zerre araştırmamış hatta resimlerine bile bakma zahmeti göstermemiş insan?lar bugün kalkıp bunca devlet arşivi, belge, resim, videoya rağmen böyle mantığın bile kabul etmediği şekilde pervasızca iftira atabiliyorlar. Hangi çağda yaşıyorsunuz siz. Bir insana iftara çamur atmak hangi kitapta hangi dinde yazar.Bilmiyor ki onlara bugün bu konuşma hakkını bu özgürlüğü bile onun sağladığını.

    Bağlantı »

  6. Yazan: isimsiz | Tarih: 2009-01-23 20:53:15
    Konu: kaynak
    ikinci bölümde ifade edilen yazının kaynağını verebilir misiniz. saygılar.

    Bağlantı »

  7. Yazan: ANTİ-FAKE | Tarih: 2008-11-08 09:36:32
    Konu: DİYELİMKİ HAKLISINIZ:
    TAMAM KABUL EDELİM..ATATÜRK ALKOLDEN VEYA ALKOLE BAĞLI OLMAYAN SİROZDAN ÖLDÜ...YA DA DİĞER ÇEŞİTLİ ÇEŞİTLİ SAYDIGINIZ HASTALIKLADAN..ASLINDA TIP ÖLÜMDE YANILMAZ...BUNUDA HERKES BİLİYOR...AMA ŞÖYLE BİR GERÇEK VAR...ATATÜR , HER GECE EN AZ 1 ŞİŞE RAKI İÇERDİ.GÜNDE 8 PAKET SİGARA İÇERDİ,KADINLARLA SÜREKLİ EĞLENİRDİ,SAVAŞTA BİLE AŞIK OLDUGU KADINA MEKTUP YAZARDI,BAZEN SAVAŞTAN SIKILIP TEPELER ARKASINDA BU KADINA HAYALLER KURUP YİNE MEKTUPLAR YAZARDI...BUNU HERKE BİLİYOR...SAKLAYIPTA GERÇEK YÜZÜNÜ ÖRTMENİN BİR GERÇEKLİLİĞİ YOK...DAHA SONRA ÖYLE SÖYLEDİĞİNİZ GİBİ YAKIŞIKLI DDEĞİL ESMER KEL VE KİLOLUYDU.BOYUDA ÇOK KISAYDI.HATTA BİR FRANSIZ GAZETESİNE MANŞET BİLE OLMUŞ ''ARKASINDA FRANSIZ ASKERLERİNDEN KISA OLDUGUNU GÖTEREN BİR FOTOĞRAF''İLE...FRANSIZLAR BOYUYLA ALAY DAHİ ETMİŞLERDİR..ŞİMDİ BU KADAR GERÇEĞİN İÇİNDE ATATÜRKÜN NEDEN ÖLDÜĞÜMÜ YOKSA GERÇEK HAYATTA BİZE NASIL ÖRNEK OLDUĞUMU...BİZ EĞER REEL İNSANLARSAK DOĞRU OLANI ANLATMALIYIZ.SÖYLEDİKLERİMİN HEPSİDE DOĞRUDUR...AKSİ VARSA ISPATLANMASINI TEMENNİ EDİYORUM..HATTA EN BÜYÜK ISPATIM BUGÜN VİZYONDA OLAN '' MUSTAFA FİLM''İDİR....

    Bağlantı »

Yorum yaz!


ATATÜRKİYE